Neriman Köksal

Neriman Köksal

17 Mart 1928 tarihinde, İstanbul’da doğdu. Gerçek adı Hatice Kökçü’dür. Annesi ve babası Balkan göçmenidir, annesi Üsküp doğumludur. Bir erkek çocuğu gibi büyüdü, cebinde muhakkak bir tesbih taşıdı ve kendisini, “kabadayı bir kadın” olarak tanıttı.

Henüz 22 yaşındayken Metin Erksan tarafından keşfedildi. Sinemaya 1950 yapımı “Çete” filmindeki “Rus Prensesi Nina” rolüyle başladı. Asıl ününü, 1959 yapımı “Fosforlu Cevriye” filmiyle elde etti. Bu filmdeki başarısı, ileride çizeceği “erkeksi kadın” imajının zemini hazırladı. Genellikle vamp kadınları canlandırdı. “Fosforlu Cevriye” ve “Afet-i Devran Neriman” lakaplarıyla anıldı.

1964 yılında Türkiye’ye iyi niyet elçisi olarak gelen Kirk Douglas’ı karşılayanlar arasında yer aldı.

Zeki Müren sayesinde sahneye çıktı ve yaklaşık 10 yıl boyunca şarkıcılık yaptı. 1965 yılında “Şeker Alalım/Ali Baba” adında bir plak çıkardı ancak bu plaktan sonra şarkıcılığı bıraktı.

1999 yılında, Mustafa Volkan Öylek’in 9 yaşındaki kızı Nazlı Buse Öylek’i mahkeme kararıyla evlat edindi. 

Aynı yıl, 18. İstanbul Film Festivali’nde, “1 Dakika Karanlık” filmiyle Onur Ödülü aldı.

Ölüm döşeğinde iken en büyük aşkı olan İzzet Günay’ı görmek istedi. 23 Ekim 1999 tarihinde, İstanbul’da vefat etti. 

200’e yakın film ve dizide oynadı. Bazıları şunlardır:

Hürriyet Şarkısı (1951)

Beyaz Cehennem/Cingöz Recai (1954)

Leylaklar Altında (1954)

Battal Gazi Geliyor (1955)

Fosforlu Oyuna Gelmez (1962)

Bir Koltukta İki Karpuz (1965)

Namus Borcu (1966)

Killing Canilere Karşı (1967)

Aşk-ı Memnu (televizyon dizisi, 1975)

Ali Baba’nın Çiftliği (1978)

Üç İstanbul (televizyon dizisi, 1983)

Asılacak Kadın (1984)

Bizim Mahalle (televizyon dizisi, 1993)

 

Neriman Köksal: “Bir gün Beyoğlu’nda yürürken baktım iki adam beni takip ediyor. Ben de çok alımlıyım, herkes dönüp dönüp bakıyor. O gün de üstümde siyah tayyör var, yakası kürklü. Adamlar Park Otel’in arkasındaki evimize kadar geldiler. Meğer biri yönetmen Çetin Karamanbey’miş. Beni Refik Halit Karay’ın ‘Çete’ romanındaki Rus Prensesi Nina rolü için beğenmişler. Sene 1949. Kartlarını uzatınca ‘Ben artistlik yapamam.’ diyerek tersledim. Bir prova filmi çekeceklerini söylediler, ısrar kıyamet, sonunda kabul ettim. Sonra onlar Refik Halit Bey’e resimlerini götürmüşler, o da beğenmiş. Sonra elime silah verdiler, tüfek verdiler, ata bindirdiler stüdyoda. Artistlik zamanla çok cazip geldi.”