Füruzan

1935 yılında, İstanbul’da doğdu. Babası Yugoslav, annesi Arnavut idi. Henüz 4 yaşındayken babasını kaybetti ve çocukluğunun bir kısmını amcası ile ninesinin yanında geçirdi.

Doksan küsur yaşında olan ve Türkçeyi iyi konuşamayan ninesinin yanında kalan Füruzan, epey yaramaz bir çocuktu. Nine, küçük Füruzan’ı odalarına kapamak yerine içi elvermediği için bahçeye indirirdi. Bu dönemde bahçede, üstünde kovası da olan bir kuyu vardır. Füruzan da sürekli bu kuyunun başına gider. Zavallı yaşlı nine Füruzan’ı tehlikelere karşı koruyabilmek için kendince bir çözüm üretir. Yaşlı nine bir ip bularak bir ucunu Füruzan’a bir ucunu da kendisine bağlayarak gölgeye oturur. Füruzan’ın tehlikede olduğu zamanlarda nine bu ipi yavaş yavaş kendisine çeker ve Füruzan’ı tehlikelerden korumaya çalışır.

Özellikle her ne kadar erken vefat etse de Füruzan’ın babasının Bektaşi olması ve onun tavır ile tutumlarının da aileye sirayet etmesi, Füruzanın dünyayı algılayışında ve olayları değerlendirişinde ona bir geniş bakış acısı ve serbest düşünce ekseni kazandır.

Anne ve baba tarafından farklı kültürlere sahip olan Füruzan, tüm bu farklı kültürel güzellikleri bir arada yaşadı. Hem Nevruz hem Hıdırellez yapılan bir ortamda yetişti. Savaş sonrasında ise İstanbul’da, annesinin akrabalarının arasında yaşadı.

Henüz 5 yaşında iken okula başladı ve okula başlarken okuma yazma biliyordu. Bu dönemde sanata meyilli olduğu fark edilse de etrafında, öğrenme çabasını yönlendirebilecek birileri mevcut değildi. Füruzan, çocukluğunu Moda ve Kadıköy caddelerindeki akrabalarını gözlemleyerek geçirdi. İlkokuldayken biraz olsun kendi duyarlılık ve hassasiyetlerinin farkına vardı. Kitaplara ve okumaya çok meraklı olsa da yalnızca ilkokula gidebildi. İlköğrenimini 1946 yılında Yalova Demir Köyü İlkokulunda tamamladıktan sonra maddi imkânsızlıklar yüzünden öğrenimine devam edemedi.

Parasız Yatılı sınavına girdi, kazandı fakat Parasız Yatılının kuralı; kendisine bir kefil bulması idi. Ne yazık ki Füruzan ve annesinin bir kefili yoktu.

Füruzan sanatla, yoksulluk ve yoksunlukla iç içe bir çocukluk dönemi geçirdi. O, bu dönemde bir arayış içerisinde idi. Müzikle ilgilendi, resim yaptı ve bol bol kitap okudu. Lakin ailesinin maddi sıkıntıları, Füruzan’ın gözlemlerini engelledi. Her şeye rağmen bu elverişsiz ortam, onun yetişmesine yine de olumlu bir katkı yaptı çünkü bu noktada Füruzan kendi yolundaki tercihlerini kendisi belirledi. Resimle ilgilenmeyi bırakarak bütünüyle edebiyata yöneldi ve tamamen yazın hayatına girmeden önce kısa bir tiyatro oyunculuğu da yaptı.

İlk öyküsünü F. Yerdelen imzasıyla Seçilmiş Hikâyeler dergisinin 52. sayısında, Mayıs 1956da yayımladı. Bunu daha sonra 19561958 yılları arası Türk Dili, Yenilik ve Pazar Postası dergilerinde yayınladığı öyküleri izledi.

1960’lı yıllarda bir edebiyattan kopuş dönemi yaşadı. Bu dönemde o, insanoğlunun korkularını besleyen nedenlerin temellerini anlamaya ve adlandırmaya çalıştı. Yeniden yazılarını yayımlamak üzere Yeni Dergiye yöneldiğinde Cemal Süreya, Füruzanı destekleyerek Memet Fuata gönderdi. Bu yönlendirişin ardından Füruzan Su Ustası Miraç adlı öyküsünü, Memet Fuat’a götürdü. Füruzan bundan sonra öyküleri ile Yeni Dergi’de yer aldı.

1968lerde Füruzanın kısa hikâyeleri, Cemal Süreya’nın yönetimindeki Papirüs isimli edebî mecmuada yayımlanmaya başladı. Bu hikâyeler arasında Özgürlük Atları, Münip Beyin Günlüğü, Nehir, Sabah Eskimişliğin, Taşralı hikâyeleri bulunmaktadır. Yazın hayatına tamamen girmiş olan Füruzan, edebiyat dünyasında kısa öyküleriyle yavaş yavaş tanınmaya başladı.

Füruzan, bahsi geçen bu ilk öykülerinde sadece ismini kullandı. Başlangıçta okuyucular Füruzanın erkek olduğunu bile zannettiler. Füruzan’ın, eserlerinde bilinçli olarak ilk adını kullanmasına okuyucu uzun süre alışamadı. Bunun için de ona her zaman ve zeminde hep soyadının ne olduğu sorusu yöneltildi. Kariyeri boyunca hiç soyadı kullanmamasını:

“Ben o yıllar çok ünlü bir soyadı taşıyordum. Çok ünlü, çok saygıdeğer iki adamın kendi akıllarıyla, emekleriyle ve yetenekleriyle ünlendirdiği saygıdeğer bir soyadıydı. Ben, o ünlenmiş soyadının bana sağlama ihtimali olan kolaylıklarına hiç yanaşmak istemedim. Ben, yazarlığımın sınanmasını öyle bir şekilde tek başıma yapıp bu büyük addan yararlanmamalıydım. şeklinde açıkladı.

Bilgi Yayınevi sadece yetmiş sayfa olmasına rağmen Füruzana ilk kitabını yayımlamayı teklif etti. Parasız Yatılı 1971 tarihinde ilk kez Bilgi Yayınevi tarafından basıldı ve beklenilmeyen bir başarıya ulaştı. Parasız Yatılı 1972de Sait Faik Ödülü’ne layık görüldü. Füruzan, bu ödülü alan ilk kadın yazar oldu.

İlerleyen dönemlerde de eserleriyle tartışılmak isteyen Füruzan; bu nedenle eserlerinde ilk adını kullandı, soyadını kullanmadı.

Füruzan yazma aşamasına gelene, Türk edebiyatında kendine bir yer edinene kadar Türk edebiyatı ve dünya edebiyatının ünlü yazarlarından çok şey öğrendi. Onun hazırlık dönemindeki beğenerek okuduğu eserlerden bir tanesi Nazım Hikmetin Memleketimden İnsan Manzaraları isimli kitabı idi.

Füruzan 1972 yılında Kuşatma, 1973 yılında Benim Sinemalarım ve ardından 1974te ilk romanı olan 47lileri sırasıyla yayımladı. 47liler romanı Türk Dil Kurumu tarafından ödüllendirildi.

1974 yılında Lova Üniversitesinde bursa kabul edilmemesine rağmen Füruzan, 1975 ve 1976 yıllarında Batı Almanya D.A.A.D.de ilk Türk hocası oldu. Orada “Konuk İşçiler konusunda çalışarak 1977 yılında bu dönemin ürünü olan Yeni Konuklar kitabını yayımladı. Almanyadaki DTU, Füruzanın bu kitabını, Logis in Land der Reichen adı altında 1985 yılında yayımladı. Aynı zamanda, kısa hikâyelerden oluşan kitabı Frau Ohne Schleier adı altındaki eseri Viyana, Zürih ve Münihte yayımlandı. Daha sonra Volk und Welt çocuk kitabı yayımlandı. Bu, Füruzanın Türk edebiyatçılarının eserlerinden derlemiş olduğu 9 Çağdaş Türk Hikâyesinden oluşmaktadır.

Türkiye’ye dönen Füruzan, Almanya’daki çalışmalarının diğer bir bölümünü 1981 yılında Ev Sahipleri adı altında yayımladı. Ev Sahipleri isimli bu eser, Füruzan’ın hatıralarından, makalelerinden ve ünlü Alman yazarlarla yapmış olduğu röportajlardan oluşmakta idi.

1986 yılında yayımlanan Gecenin Öteki Yüzü aynı zamanda televizyonda dizi olarak da yayına girdi. 1989 yılında yayımlamış olduğu Berlin’in Nar Çiçeği isimli roman, Türk Alman ilişkilerine ışık tuttu. Bu çalışmalar, Füruzanın son edebî çalışmaları arasında yer almaktadır.

Ah Güzel İstanbul adlı eseri ile sinema sahasına girdi. Füruzanın Ah Güzel İstanbul isimli hikâyesinden esinlenerek çekilen filmin senaryosu Ömer Kavur’a ait idi. Bu film, 1981 yılında Antalya Film Festivali’nde birincilik ödülü kazandı.

1989 tarihinde Benim Sinemalarım da senaryolaştırılarak 1990 yılında yerel bir kurum tarafından filmleştirildi. Bu film, 1990 yılında Cannes Film Festivali’nde ödül al ve 158 film arasında seçilen 8 filmden biri olarak gösterime girdi. Benim Sinemalarım Şubat 1991de Tahran Film Festivalinde oy birliği ile Kristal Kuş Ödülü’ne layık görüldü. Bu film aynı zamanda da Japonya, Yunanistan, Finlandiya ve Hindistan’ın da aralarında bulunduğu on altı ülkeden Onur Diploması almaya hak kazandı.

Füruzan; 1 Şubat 2024 tarihinde, doğum yeri İstanbul’da, 91 yaşında vefat etti.

Kaynak: Nurcan Şen, Füruzan’ın Hayatı ve Edebî Eserleri, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara 2006.

Eserleri:

Öykü

Parasız Yatılı (1971, Bilgi)

Kuşatma (1972, Bilgi)

Benim Sinemalarım (1973, Bilgi)

Gecenin Öteki Yüzü (1982, Adam)

Gül Mevsimidir (1985, Can)

Yedi Öykü (1992, Gendaş)

Sevda Dolu Bir Yaz (1999, YKY)

Toplu Öyküler (2004, YKY)

Haraç (2008, Notos)

Yaz Geldi - Seçme Öyküler (2009, YKY)

Roman

Kırk Yedi’liler (1974, Bilgi)

Berlin’in Nar Çiçeği (1988, Can)

Kırk Yedi’liler 40 Yaşında (2014, YKY)

Gezi ve röportaj

Yeni Konuklar (1977, Bilgi)

Ev Sahipleri (1981)

İşte Bizim Rumeli (1994, Can)

Balkan Yolcusu (1996, YKY)

Oyun

Redife’ye Güzelleme (1981, Bilgi)

Kış Gelmeden (1997)

Şiir

Lodoslar Kenti (1991, Can)

Çocuk kitabı

Die Kinder Der Türkei (1979, Türkiye Çocukları)