Ulubatlı Hasan Ağa Yaşam Öyküsü - Güncel biyografi sitesi - www.yasamoykusu.com

Ulubatlı Hasan Ağa

 Alemdar Baba Hasan, Baba Hasan-ı Alemî isimleriyle de anılan Ulubatlı Hasan Bursa'nın Ulubat Köyünde doğdu. 1390  yılı civarında doğduğu sanılan Ulubatlı Hasan 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul'un fethi sırasında Doğu Roma'nın (Bizans) en büyük kara burcu olan Topkapı (Aya Romanos) burcuna ilk sancağı diken Osmanlı askeridir. Sancaktar ve ömrünün Sekbanbaşı olan Ulubatlı Hasan 1425 tarihli vakfiyesine göre babasının adı Abdullah'tır. Edirne Sarayı'nda görev yaptı. Çelebi Mehmed'in kısa bir süre sancaktarı olan Alemdar Hasan Ağa, II. Murad tarafından da büyük bir saygı ve itibar görmüş; 1425 yılındae kendisine Bursa'da, Kite'ye bağlı olan eski Ulubat-Karacabey yolu üzerindeki Kızılcıklı (bugünkü adıyla: Hasanağa) köyü evlâtlık vakıf olarak tahsis edilmiştir. Devrin Bursa kadısı Molla Fenârî'nin imzasını taşıyan bu vakfiyede Kite'deki köyle birlikte, şimdi yine Hasanağa adını taşıyan Edirne Çöke yakınlarındaki Sığırlıca Mûsâ Köyü de onun vakfı kapsamına dahil edilmiştir. Ulubatlı Hasan Ağa, Bursa'daki vakıf köyünde mescit, mektep, hamam, zaviye gibi hayır eserleri yaptırmış ve ayrıca vakıf kayıtlarına göre Edirne'de, görevi nedeniyle Alemdâr Mahallesi adıyla tanınan mahallesinde de kendi adına bir mescit ve bir türbe inşa ettirmiştir. Hasan'ın şehadet anlarına ilişkin en önemli bilgiler, İstanbul'un fethi sırasında imparatorun yanında bulunan Bizanslı tarihçi Yorgios Sfrancis'in notlarını temize çekip kendi eliyle yazdığını açıkça belirttiği geniş kroniği Chronicon Maius'taki betimlemeleridir. Aslen Lopadion Ulubat'lı olan Hasan'ın eline kılıç ve kalkanını alıp Romanos, yani Topkapı Burcuna atıldığını aktaran yazar, beraberince otuz kişinin daha onu tâkip ederek, bunlardan on sekizinin surlardan atılan taşlarla düşürülüp şehit edildiklerini; ancak iri vücutlu bir yeniçeri olan Hasan'ın uzun süre direndiğini, hatta burcun üzerindeki Bizans savunma gücünü tek başına çökerttiğini ifade eder. Ancak onun bu direnişi de çok uzun sürmemiş, üzerine isabet eden taşlar ve oklar bir süre sonra sağ tarafını işlemez hale getirmiş ve ardından burcun üzerine diktiği Beyaz sancağın yanıbaşında can vermiştir. İstanbul surlarına ilk Türk bayrağını diken Ulubatlı Hasan Ağa'nın bu büyük başarısını, Anadolu ordusu Yayalar komutanı Canbaz Mustafa Bey'in dokuzuncu kara burcu olan Silivrikapı'ya diktiği ikinci ve Rumeli beylerinden Karıştıran Süleyman Bey'in Edirnekapı'ya diktiği üçüncü sancaklar takip etmiştir. Ulubatlı Hasan'ın Sfrancis tarafından kaydedilen burca sancak dikme anları, bir süre önce Fatih'in Horhor semtinde, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi karşısında keşfedilen Fatih'in Şehit Sancaktarı Baba Hasan Ağa'nın kabrinin kayıp kitabesinde de aynı ifadelerle ortaya çıkmıştır. 1806 İstanbul depreminden sonra yenilenen, ancak şimdi kaybolan kitabedeki şiirin son beytinde tarih düşürülürken, Baba Hasan'ın "Sekiz burcun ilk Sancaktarı" olduğuna ve o gün Fatih'in "Gıpta edilen Alemdârı" olma lütfuna kavuştuğuna özellikle vurgu yapılmıştır. Kitabede ayrıca Hasan Ağa'nın diktiği sancağın Fatih'in kendi sancağı olduğu ve onun "Şehidler Serdarı" unvanıyla bütün Fetih şehitlerinden daha üstün bir konumda bulunduğu özellikle ön plâna çıkarılmıştır. Osmanlı kroniklerinde ve İstanbul'un fethi sırasında bulunmuş yabancı tarihçilerin eserlerinde Ulubatlı Hasan Ağa ve neferlerinin burca tırmanma, çatışma ve şehit olma anları isim belirtilmeden de olsa aynı betimlemelerle anlatılmaktadır. Sancaktar Hasan Ağa 1428'de Bursa'daki köyü için verilen vakfiyesinde: "Nâsıbu livâ-il İslâm: İslam sancağının dikicisi" unvanıyla anılmıştır. Emektar bir Osmanlı sancaktarı olduğu gibi, Mehmed Süreyya'nın Sicill-i Osmânî'sinde belirttiğine göre II. Murad'ın son zamanlarından beri Sekbanbaşı olan, hatta İstanbul'un fethine de bu rütbeyle katılan Hasan'ın, şimdi kabrinin bitişiğinde yatan Hüseyin adında bir erkek ve Hasnâ Hâtun adına bir kızkardeşi bulunuyordu. Kabrinin biraz ötesinde, yarı ahşap, yarı kârgir mescidi 1956 İstanbul şehir plânlamasında yola uzak kalmasına rağmen yıktırılıp tamamen ortadan kaldırılmıştır. Şehadetinden sonra üç oğlundan İbrahim Ağa babasının eski mesleği olan Alemdarlığa atanmış; Pîrî Çelebi adlı oğlu Saray kâtipliği görevinde kalmış, Edirne'deki eski köy ve emlâki ise diğer oğlu Kapıcılar Kethudâsı Halil Bey'e bırakılmıştır. Hasan Ağa'nın sekban ortaları içindeki bölüğü olan ve onunla birlikte burcun üstüne çıkıp toplu halde şehit olan On Sekiz Sekbanlar'ın şehitler haziresi, şimdi Hasan'ın Horhor'daki kabrinin hemen yukarısında, İstanbul Büyükşehir Belediye binasının yan tarafında yer almakta; Sfrancis'in eserinde anlattığı şehadet anlarını doğrulayan topografik bir başka önemli kanıt olarak varlığını korumaktadır.